Dörtlükler
Gurbette hasretlik acısını bal eyledi Felek.
Ne mutlu bize Gülhüyüklüler oldu tek yürek.
Gücümüze güç kattık bükülmez artık bilek
Allahım mahçup etsin hep bir ağızdan bu dilek.
Gülhüyüklülerin yüzlerinde güller açacak.
Güneş gibi salona ışıklar saçacak
Herkes gelecek bu mekan dolup taşacak
Köylülerimiz bu mutluluğu birlikte yaşayacak.
Gülhüyüklüler günüde ihtiyacımız olan sadece neşemiz.
Salonda eksiksiz hayırlandı sizin köşeniz.
Biz tek yürek tek vücut sağlam bir bedeniz.
Aynı toprağın insanlarıyız oradan fışkıran fidanız.
Selam olsun Gülhüyüklüler kaynaşma günümüze
Bu güzel atmosferi oluşturduğunuz için teşekkür size
Salonda coşkuyu heyecana gördükten sonra ne hacet söze
Hoşgeldiniz diyoruz Gülhüyükün gülleri hepimize
Cennet Vatana kalbimde yerin çok büyük
Hele helede doğduğumuz yer Gülhüyük
Seni anmaz hatırlamazsak biz neyik
Hep beraber hasret gidermek için burdayık
Kalbimiz gönüllerimiz Gülhüyük için hep bir ağız
Ulu bir çınarız Ya da yücelerden yüce bir dağız
Gurbet kök salmışız verimli bir toprağız
Söz verdik Gülhüyükü Avrupada yaşatacağız.
Yüksel C.
Gönül Ateşi
Şereflikoçhisarlı olan Aziz Mahmûd Hüdayi Hazretleri hayatından.
Bir kış günüydü. Kadı Mahmûd, biraz gecikerek kalkmıştı. Bu sebeple hocasının suyunu ısıtmaya vakit bulamadı. Büyük bir üzüntüye gark oldu ve gözlerinden yaşlar damladı. Gayr-i irâdî bir şekilde su testisini göğsünün üzerine bastırarak “Allâh” lafzını söylemekten başka bir şey yapamadı. O esnâda hocası kapıda göründü. Kendisinden abdest suyunu getirip dökmesini istedi. O da çaresiz ve irâdesiz bir şekilde bu emre baş kesti ve büyük bir endişe içinde suyu hocasının ellerine dökmeye başladı. Su, mübârek ellerine değer değmez Üftâde Hazretleri, yavaşça başını kaldırdı ve talebesinin kaygılı hâline nazar ederek tebessümle:
“–Su biraz fazla ısınmış evlâdım!” dedi.
Buna pek şaşıran Kadı Mahmûd Efendi, hafif bir sesle: “–Nasıl olur efendim? Suyu ısıtmamıştım ki!..” dedi.
Üftâde Hazretleri de: “–Evlâdım! Farkında değilsin; bu su, odun ateşiyle değil, gönül ateşiyle ısınmış!..” cevabını verdi.
Karınca
Kânuni Sultan Süleyman, sarayın bahçesinde armutağaçlarını kurutan karıncaların öldürülebilmesiiçin Şeyhulislâm Ebussuûd Efendi’den aşağıdakibeyitle fetvâ istedi:
Dırahta ger ziyân etse karınca,
Zararı var mıdırânı kırınca
Pâdişâh’ın bu fetvâ talebine, EbussuûdEfendi de bir beyitle cevap verdi:
Yarın Hakk’ın dîvânına varınca;
Süleyman’dan hakkın alır karınca!...
Bir karıncayı bile incitmekten çekinecek kadar mükemmelbir mânevi terbiye ile gönülleri yoğrulan kâmilmü’minler, bütün mahlûkâta rahmetpınarı oldular. Şefkat ve merhametleri bütünmahlûkâtı kuvaklayacak kadar genişledi. Gölgesi heryere ulaşan rahmet bulutları hâline geldiler. (Osman Nûri Topbaş, Altınoluk Dergisi, Ocak 2010, 287.Sayı, Sayfa 37)
Hayatın Anlamı Senin Bakışlarında
Mehmet Akif Ersoy

